07 Ocak 2010 Perşembe

02/01/2010

 
 
 
 
 
 
عليك أن تذهب وقال والدي
gitme dedim gittin baba..
 

الفضاء في السماء ، والأب
mekanin cennet olsun babam...
 
 
 
 
 
 

01 Ocak 2010 Cuma

gİtme...






2010 gelmiş ve 9'u devirmişti.. gözlerimizin önünde bir domino taşı gibiydi 9.. gelirkenki ihtişamı yoktu giderken.. suskundu, sessizdi, üzerinde yük vardı fazlaca..

herkes kendi soru(n)larını kolayca yükle(n)mişti üzerine.. suçlu belliydi, cezası sürgündü.. hatıralarda olacaktı ve adını anacaklardı birkaç cümlede.. kimi hüzün kokan kimi çilek..
duramadı daha fazla 365 gün olmuştu, ki bu bile fazlayken son 6 saatte mesaiye kalmıştı.. durmadı zaten dayanamadı da daha fazla yüreği, arkasını bile bakmadan aldı paltosunu gitti..

bir hoşçakal diyeni bile olmadı...
...



Gelen gideni aratır derler ve ben bu lafa denk her yeni gelende giden(ler)imi daha çok arar oluyorum..
Giden zaman Dali tablosu kadar kıymetleniyor, yaşan(an-lar) tur bindirdikçe. Giden günler geri gelmiyor.. Gidenler geri gelmiyor..


Önceleri geleni kabul edemiyor sonra gidenin arasına alıyor onada kucak açıyorum.. Kollarım genişledi, biliyorum.. Hiçbir zamanı kıyıpta atamıyorum, eskiler yeniler hepsi kollarımda, koynumda, yüreğimde, aklımda.. bedenimin boşta kalan yerlerine tıkıştırıyorum hepsini, dolaba sıkıştırılan çoraplar gibi.. arada açıyorum, derleyim toplayım dİye ama olmuyor, yapamıyorum.. atamıyorum.. özlüyorum eski zaman(lar)ı.. giymek istiyorum, olmuyor, küçük kalıyor büyüyen benim üzerinde..

Ben eskimek istemiyorum.. Eskiye dönmek istiyorum.. Tüm eskilerimi yeniden giymek, tekrar tekrar yaşa(t)mak istiyorum...

Biliyorum vurmayın yüzüme o iğrenç bakışlarınızı, sevimsiz gülüşlerinizi, biliyorum.. Mümkün değil.. Olanağı yok.. Dayanaksız.. Temelsiz..

Ama bir hayal işte, eski(ler)den kalma..

Şimdi alın istediğinizi, verin bana istemediğinizi.. Sakın ağzınıza almayın adını, söylemeyin ismini, susun..
Sadece susun..









31 Aralık 2009 Perşembe

ikibin-10


İsteklerinizi tatmin eden yeni ve (u)mutlu bir yıl diliyorum...


Aşk ve Zehİr

28 Aralık 2009 Pazartesi

the trauma/heart

......................

......................

Elim, ayağım gitmiyor,direniyor; aklım olur olmadık yerlerde, durduralımıyor..

................

.................

Gün geceye kavuşunca, alkol kana karışınca yada hayaller gömülünce toprağa insanlıktan çıkan bir yaratık, azılı bir katil yada bir kan emici oluyorum.. Değişime uğruyorum.. Yarattığım diğer beni durduramıyor, O'na söz geçiremiyorum. Fiziksel ve kimyasal tüm değişimleri yaşıyorum..

Ilık su iken buz tutyorum göllerde veya kanlı taze bir et iken kokuşuyorum mezbahada..

.............

Korkuyorum, yakal(an)ıyorum, ateş basıyorum, terliyorum, merak ediyorum, iz sürüyorum, takip edi(li)yorum, ölüm fermanımı okuyorum, ağlıyorum, gülüyorum ama yine yapıyorum hep yapıyorum.. Çünkü içimdeki beni yok edemiyorum..

................

.................

Heyecanlandıran bir tarafı da var, ama elini kana bulayıp alnına sürebilecek kadarda deli..

Beyninin her iki yanını da kullanabilen enderlerden ama dehşet planları yapabilecek kadarda uçuk.. Tutkulu ve çekici bir köşe ama aptal bir kız çocuğu gibi hareket edecek kadarda masum..

...............

Arsız bir zırdeli.. Ruhunu şeytana satmış bir dilenci.. Kalbi delik bir sporcu.. İçi çürük bir incir.. Metastasa uğramış bir beden..

............

Sonucu yok ve sonuncu değil, kar güdülmeyen bir ortaklık ve yok bir evlilik sözleşmesi arada.. ben kendimi O' na bıraktım.. O'nun için çalışıyor, O'nun (pis) işleri ile uğraşıyorum..

..............

................

Günü gelince ise sadece bir oyun oynayacağım.. Tek bir kurşun.. Ve geriye kalan tek bir BEN..

Hangimize yer yok?

17 Aralık 2009 Perşembe

Olay yeri-II






Bir anda yatakta kıskıvrak sardı, kollarımdan tutarak önüne aldı beni. Nasılda sıkıyordu.. Diğeride geldi hemen ve saçlarımı kenara çekerek boynumu ortaya çıkardı. Bir acı hissettim boynumda, bir iğne.. Ve tekrar yatağa yatırdı.

O andan sonrası var, ama yok gibi.. Heryerim kaskatı kesilmişti. Hareket edemiyordum, kıpırdayamıyordum. Boynumdan aşağısı yoktu sanki! Oynatabildiğim tek organ gözlerimdi.

Gözümü açtılar. Yatakta öylece yatıyordum. Giyindiklerini görüyordum. Ben ne olacaktım? Ne yapacaklardı? Burada bırakıp gitmeyeceklerdi değil mi?

Bir örtüye sardılar çıplak bedenimi. Biri kucağına aldı beni ve otelden çıktık. Diğeri büyük karavanın kapısını açtı. Ve arkaya yatırdılar bedenimi. Herşey kontrolümün dışında olup bitiyordu. Bir çuval gibi taşınıyordum. Gördüğüm sadece karanlıktı. Ne kadar yol aldık bilmiyordum. Arabanın arkasında yolun engebeleri yüzünden sağa sola hareket ediyordum.
Sonra arabanın durduğunu ve gelip kapıyı açtıklarını gördüm. Beni kucağına aldı. Karanlıklar içerisinde ağaçları seçebiliyordum. Gözüm artık alışmıştı karanlığa ve daha net seçebiliyordum ayrıntıları. Etraf ağaç doluydu ve onlar adımlarını attıkça yaprak sesleri duyuluyordu. Ormana gelmiş olmalıydık.. Hissettiğim tek yer gözlerim ve içimdeki korku idi. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Adrenalinim tavan yapmıştı. Bu korku bile bende heyecan ve tarifi mümkün olmayan bir meraka yol açıyordu. Hep genç ölmek istiyordum. Sanırım yaklaşıyordum, adım adım...

Diğeride doktor olmalıydı, ne yapmıştı da böyle kaskatı kesilmişti? Üzerinden saat geçmişti diye düşündü.. Ama hala aynı şekilde idi.

Üzerindeki örtüyü aldılar ve kenara bıraktılar. Çırılçıplaktı. Bir ağacın önüne geldiler. Birisi beni önünde vücudu ile tutuyor, diğeride elindeki ip ile ağaca sabitlemeye çalışıyordu. Önce ayaklarımı sonra kollarımı ikiyana açıp ağaca doladılar. Hiçbirşey hissetmiyordum. Ne acıyı ne havayı..

-Şimdi daha iyi olacaksın, dedi kulağıma eğilip.

Elinde bir neşter vardı ve bedenimde gezdiriyordu. Ne yapacaktı ki? O’da uzun boylu ama tanıdığım adamdan daha iri yapılı idi. Yanıma geldi. Saçlarımı okşadı,

- Korkma dedi.

Sinirlerim iyiden iyiye bozulmuştu. Gözümden yaş geliyordu ve geldikçe yalıyordu..

Sonra aniden elindeki neşteri vücuduma atmaya başladı, gözlerimle baktığımda kanımın aktığını ve süzülecek kadar derin çizikler oluşturduğunu gördüm.

- Mutlu musun? Diye sordu.

Konuşamadım. Hareket ettirebildiğim tek organım gözlerimle gözlerinin içine baktım. Ve yaşlar akmaya devam etti.

- Tanıdın artık beni, dedi. Zevkten öldüreceğim seni dedi. Sadece izle dedi.. Son dakikalarında da bedenin heyecan ile dolacak dedi.

Korku da değildi ki bu. Alışmak, boyun eğmek, kabul etmek, razı olmak... binlerce kelime geçiyordu aklımdan, binlerce cümle kuruyordum, onbinlerce hayat sahnesi, oyun ve oyuncular. Ve şimdi tahmin bile edemediğim en güzel oyunda başrol oyuncusu idim ve ölmeyi bekliyordum. Sadece nasıl olacağını bilmediğim için endişeleniyor ve heyecanlanıyordum.


Aklımda, klasik bir müziğin tınısı.. ruhum dans ediyordu beynimde..
Vücudumdan akan kanlara tekrar bakarak müziğe kaptırmıştım kendimi. Artık sadece keyif almaya bakıyordum.


Ve birden ayaklarımdaki ipleri çözmeye başladılar, ellerimdeki de çıkacak derken, ağacın dibine öylece yatırdılar ve sadece ellerimi bağladılar. Kuru yaprakların üzerinde idim. Ve hiçbir şey hissetmiyordum. Muhtemel böceklerde üzerimde dolaşıyordu.. Bir anda tiksindim. Değişik,tuhaf duygular yaşıyordum son saatler içerisinde..

Her ikiside yanıma yatmışlardı. Ellerini her yerimde gezdiriyorlardı.
kanla karışık zevk alıyorlardı..
soyundular...
ben sadece seyrediyordum.
hissetmiyor ama keyif almaya çalışıyordum,
ölümü beklerken...
.......................................................................
.......................................................................
......................................................................
















devam edecek...


16 Aralık 2009 Çarşamba

k(İM)-im






Bir magma değilim ben, bir volkan hiç değil..
bir sebebin sonucu değil!..

bir kor, bir köz parçasıyım ben.. sebep(ler)im var..
dokunanı yakarım, küçükte olsam ısıtırım, kendimle büyür, sınırımı aşarım..

ben ateş(in) çocuğuyum..

Kırmızıyım.. Günahkarım.. Şeytanım..




Kaynağım siz, sebebim sizl(er)





13 Aralık 2009 Pazar

Sû-i za(ma)n..

.............

..............

....................

Hava soğumuş, ayaz yapmış.. nazlanmamalı, yağmalı artık kar, yağmalı ve arınmalı heryer pisliklerden..

ellerim soğuk ve daha beyaz, ensemde hissediyorum ayazı.. içim üşüyor, içim sızlıyor..

.....

yağmalı artık kar ve arınmalıyım senden.. Ve akıp gitmelisin sonra eriyen karla tenimden..

..................

...............

...............

bir fincan kahve alıp camın kenarına ilişiyorum. Deniz her zamankinden daha koyu, küçük dalgalar oyun oynuyorlar üzerinde.. Gemiler, yolculuk nereye? Banada yer varmı seferinizde? Sokak bomboş.. Herkes kendi kuytusuna çekilmiş, kendi derdine düşmüş.. dolanan siyah bir kedi var etrafta sadece.. Sahi ne çok severdin sen siyah kedileri! Sen severdin, ben bakardım size.. Sen ellerini gezdirdikçe saçını okşuyorum derdin.. peki ya şimdi ben dokunsam o siyah kediye..?

...............

Hava çok soğuk.. Nefesimin camda yaptığı buğuya bakıyorum boş gözlerle ve istemsiz adını yazıyorum bulduğum her buğulu kısma camda.. Oysa sen hep kalp çizerdin buğulara, içine harflerimizi yerleştirirdin.. Ben öylece bakardım size..

.............

Ben hep senin oldum ama hiç sen olamadım! şimdi bu yüzden bir cam kenarında ve teninden yakınım..

..............

bir sigara daha.. artık saymıyorum.. anlamıyorum kitabı, tutmuyorum hesabı.. her bir eksik, hep bir sen eksik çıkıyor.. Olmuyor.. saymıyorum bu yüzden.. Ölmekse arpadan olsun diyorum inadına..

Sen kızardın ben yaktıkça, söylenirdin.. Dinlemezdim ben, bakardım sadece sana..

..........

Sen benim üstüme titrerdin, ben üşüdün zannederdim.. Sen gözümün içine bakardın, ben birşey mi var derdim.. Sen öperdin beni, ben çekerdim elimi.. Sen hep yaptın, ben hep yanlış anladım.. Şimdi ben yapmak istesem..?

.............

biliyorum, bazı şeylere geç kalırız ya hep hayatta, işte bende senin trenini çoktan kaçırdım.. Şimdi başka yolcular başka duraklar var.. Ve herkes bir haz seferine yolculuk yapabilmek için beklemekte saatini..

.............

Ben camın kenarında.. Hava ayaz, karşımda deniz, elimde kahvem..

..................

Hoşçakal...

.....................

................

................

...............

..............

.............

© Aşk Ve Zehir - Template by Blogger Sablonlari